19:31 - Zeytinyağı bitkisel yağın sağlık bakımından yararları
19:28 - Yumurta Alerjisi Nedir? Alerjiye Ne Sebep Olur
19:27 - YKS temel puanları ne zaman açıklanacak? 2020 Üniversite temel puanları
19:25 - Uyku Sorunu Yaşamak İstemiyor İseniz Bunlara Kulak Verin
19:23 - TikTok bakın ne zaman kapanacak? TikTok acaba kapanacak mı?
23:24 - Tekrarlayan Düşüklere Neden Olan Nedir?
23:22 - Safran Bitkisi Neden Dünyanın En Pahallısı Olmaktadır
23:21 - Okul kayıtları bakın ne zaman başlar? Okul kayıtları nasıl olacak
Evde kokuyorsun
“Anne, evde resmen kokuyorsun! Yemek kokusuyla ter kokun birbirine karışmış. Midem bulandı, iştahım kapandı. Lütfen tabağını alıp yemeğini mutfakta yer misin?”
O an zaman durdu sanki. Gözlerim hemen masanın diğer ucundaki oğluma kaydı. Emre başını öne eğdi, karısına tek bir kelime bile edemedi, sustu. O sessizlik, elimin tersiyle itilmekten daha çok yaraladı beni. Boğazıma koca, dikenli bir düğüm oturdu. Titreyen ellerimle tabağımı aldım, tek kelime etmeden masadan kalkıp mutfağa geçtim. O gece mutfak masasında, gözyaşlarım sessizce çorbama damlarken Allah’a sadece beni kimseye muhtaç etmemesi için dua ettim.
Ancak kaderin kimsenin tahmin edemeyeceği kadar keskin virajları vardır. Olayın üzerinden sadece altı ay geçmişti. Melis henüz 32 yaşındaydı. Bir sabah banyoda aniden yere yığıldı. Şiddetli bir beyin kanaması geçirmişti. Hastane köşelerinde geçen o kâbus dolu haftaların ardından doktorlar acı gerçeği yüzümüze söyledi: Melis yaşayacaktı ama boynundan aşağısı tamamen felç kalmıştı. O kibirli, güzelliğiyle ve o gösterişli hayatıyla övünen kadın gitmiş; yerine yatağa mahkûm, sadece gözlerini hareket ettirebilen çaresiz bir insan gelmişti devamı icin sonraki syfaya gecinz….
Melis taburcu edilip eve getirildiğinde asıl yıkım o zaman başladı. Melis’in kendi öz annesi, “Canım kızım” diyerek feryat eden o kadın, sadece on gün dayanabildi. Kızının altını temizlemenin, onu yıkayıp yedirmenin ağırlığı karşısında pes etti. “Benim tansiyonum var, bu kokuya, bu eziyete kalbim dayanmıyor. Durumunuz iyi, acil bir bakıcı tutun” diyerek kendi canından, kanından olan kızını o yatakta bırakıp memleketine döndü. Emre darmadağındı, hastane masrafları yüzünden deli gibi çalışmak zorundaydı ve yatılı bir bakıcı bulana kadar evde sadece Melis ve ben vardık.
Soğuk bir kasım sabahıydı. Emre erkenden işe gitmişti. Melis’in odasından boğuk bir inleme sesi duydum. İçeri girdiğimde havanın ne kadar ağırlaştığını fark ettim; Melis altını kirletmişti. Odaya girdiğimi görünce gözlerindeki o korkuyu, o devasa utancı anlatamam. Kendi öz annesinin bile iğrenip kaçtığı o kokuyla, aylar önce “Kokuyorsun” diyerek yemek masasından kovduğu kaynanasıyla baş başa kalmıştı. Benden bir intikam, bir iğrenme veya surat asma bekliyordu. Gözlerini sıkıca yumdu.
Hiçbir şey söylemedim. Banyoya gittim, bir leğenin içine ılık su doldurdum, en yumuşak havluları ve temiz çamaşırları aldım. Yüzümde zerre kadar bir tiksinti yoktu. Yanına yaklaştım, üzerini usulca açtım. O an Melis’in bedeni utançtan titriyordu. “Korkma kızım, ben buradayım,” dedim sessizce. Onu kendi evladım gibi, bir bebeği temizler gibi incitmeden, tertemiz sildim. Altını değiştirdim, temiz kıyafetlerini giydirdim, vücuduna o çok sevdiği kokulu kremlerden sürdüm.
İşim bittiğinde yatağın kenarına oturdum. Melis gözlerini açmıştı ve o kibirli gözlerden şimdi çaresizlik yaşları sel gibi akıyordu. Eğildim, yüzümü yüzüne yaklaştırdım ve kulağına o tek cümleyi fısıldadım:
“Benim üzerimdeki o soğan ve yaşlılık kokusu bir sabunla geçip gitti kızım… Ama kalpteki merhametin kokusu hiçbir yere gitmez, korkma, ben senin elini asla bırakmayacağım.”